Afet Hanım’ın Gazi’nin ve Milletvekillerinin Huzurunda Kadın Hakları Üzerine Yaptığı Konuşma

8 Haziran 2020 | Öncü Kadın

3 Nisan, Perşembe – Kadınların intihap haklarına dair ilk konferans, 3 Nisan 1930 Perşembe günü Türk Ocağı’nda Musiki Muallim Mektebi Muallimlerinden Afet Hanım tarafından verildi. Ankara’nın bütün münevver kadın ve erkeği saat dörtte salonu doldurmuştu. Gazi Hazretleri, Kâzım ve İsmet Paşalar, Vekiller, Mebuslar gelmişti. Tam dört buçukta, Afet Hanım ve Hamdullah Suphi Bey Sami’nin karşısına çıktı.

Hamdullah Suphi Bey, her güzel ve iyi harekete sinesini açan Ocağın; bu münevver Türk kızının yükselteceği davaya da yer verdiğinden dolayı duyduğu meserreti ifade ederek Afet Hanımı tanıttı. Afet hanımın konferansını aynen derc ediyoruz:

Hanımlar, Efendiler; Yüksek ictimaî heyetlerde, mücadele, fikir mücadelesi halinde olur. Vatandaş arzusunu gösterir; fakat ekseriyetin göstereceği arzunun muteber olacağını bilir. İntihap, ancak, tamam inkişaf etmiş, intizam sahibi cemiyetlerde görülür. Hanımlar, Efendiler; İntihap, hak mıdır? Vazife midir? İşte bu sorgu, bizi bugünün meselesi olmak lâzım gelen bir zemine sokacaktır. İntihabın esaslı ciheti, vatandaşın intihapta reyini kullanması hakkıdır. İntihap, millî hâkimiyet prensibinin fiilen tatbikidir. Bunun için hak olduğu meydandadır. Diğer taraftan, vatandaşlar, müşterek menfaat ve talilerine karar verirken hep beraber dikkatli olmak mecburiyetindedirler. Bu nokta, intihabı, vatandaşlar için bir vazife hükmüne koyar. Bu takdirde, intihap vazifesi, onu icraya kabiliyetli olduğuna hükmedilenlere raci olmak lâzım gelir. Görülüyor ki intihabın hem hak ve hem de vazife telâkki olunmasından, birbirine muarız iki nazariye çıkıyor. İntihabın hak olduğu nazariyesi, millî hâkimiyetin ifadesidir; millî hâkimiyet ise, bilirsiniz, istisnasız, vatandaşların umumî heyetindedir. Buna binaen, sabiler ve delilerden başka bütün vatandaşlar erkek ve kadın intihap hakkına maliktir. Çünkü milletin her ferdi, millet içinde, kendi mevcudiyeti kadar, esaslı bir hakka maliktir. Çünkü milletin her ferdi, millet içinde, kendi mevcudiyeti kadar, esaslı bir hakka maliktir. Millî hâkimiyetin cinsiyet farkı gözetmeksizin milletin bütün azasına ait olduğunda elbette şüpheye mahal yoktur. Hanımlar, Efendiler; Bundan şüphe edenler demokrasi ve millî hâkimiyetin ne olduğunu anlamaktan aciz olan kimselerdir; asıl intihap hakkına kabiliyeti, liyakati olmayacak olan bu gibilerdir. İntihap hakkının bütün vatandaşlarca tatbikine kanunen hiçbir mani bulunmamak lazımdır. Millî hâkimiyet cemiyetin yalnız bir kısmının lehine parçalanamaz. İntihabın bir vazife olduğu nazariyesi taraftarı olanlar da intihabın umum millete ait bir hak olduğunu kabul ederler. Fakat şu noktayı ileri sürerler; millet umumî menfaatte kimlerin faal olması icap edeceğini tayin hakkına maliktir: İşte bu suretle intihap hakkını bir vazife yapan nazariyeye vasıl oluyorlar ve vazifenin, en iyi ifa edeceklere tahmilinden bahsediyorlar. Vergi verenleri rey sahibi yapmak yani (mahdut rey) ve intihapta asıl müntehip olan vatandaşların doğrudan doğruya reylerine müracaat olunmayıp vatandaşlara ikinci müntehip diye birtakım kimseleri intihap ettirdikten sonra onlar vasıtasıyla, mebus intihabını yapmak; yani (iki dereceli intihap), hep bu nazariyenin doğurduğu sakatlıklardır. Bu iki nazariye birbirini nefyeden mahiyetlerini muhafaza ettikçe yanlıştır. Fakat onları makul ve mantıkî bir surette birleştirmek mümkündür. Şöyle ki: Bir ictimaî heyetin her azasının cemaatteki mevcudiyeti sebebiyle; intihap hakkını kullanarak, ictimaî arzusunu izhar ve ifade kabiliyeti vardır. Fakat, bu hakkı kullanacaklar hakkında, içtimai nizamın mahfuziyeti için bazı ihtiyatlardan vazgeçilemez. Bu ihtiyatlar zamana ve memleketlere göre değişir. Her memleketin müntehipleri muhtelif olmakla beraber, millî hâkimiyet kanunlarına uymayacak hiçbir şey yoktur. Ancak ihtiyatlı olmak bahanesiyle intihap hakkını lüzumsuz darlaştırmamak lazımdır. Hanımlar, Efendiler; artık asıl maksadın ifadesi sırası gelmiştir; kadınların intihap salahiyetleri. Umumî Harp’ten beri, ekseri memleketler kadınların intihap salahiyetini kabul etmiştir. Amerika’da, İngiltere’de, Şimalî Avrupa memleketlerinde kadınlar intihap salahiyetlerini tatbik etmektedirler. Kadının siyasî ehliyetsizliğine mantıkî hiçbir sebep yoktur. Bu husustaki tereddüt ve menfi zihniyet, mazinin içtimaî bir halinin can çekişen bir hatırasıdır. Hatırasından bahsettiğimiz zihniyet papaz zihniyetidir. Sen Pol diyor ki; “erkeğe vesayada bulunmağı ve ona karşı nüfuz ihraz etmeği kadına müsaade etmem, kadın sakit kalmalıdır. Zira Âdem iptida ve Havva bilâhare tekevvün etmiştir…” Hanımlar, Efendiler; insanların menşeinin cahili olan bu havari unutuyor ki erkeklere ilk nasihati, ilk terbiyeyi veren ve onun üzerinde ilk analık nüfuz ve tesirini tesis eden kadındır. Bazı memleketlerde, kadınlık hakkında devam ede gelen bu telakki artık bugünkü cemiyetlerin ahlakî ve iktisadî hallerine uymamaktadır. Kadınları siyasî haktan mahrum etmek lüzumunu, kadınla erkek arasında işbölümü kaidesinin bir neticesi gibi gösterenler vardır. Hâlbuki iş bölümü fikri ne kadınlara ve ne de erkeklere ifa edemeyecekleri vazifeler tevdi olunmamalıdır neticesini meydana koyar. Hâlbuki efendiler; kadının umumî ve siyasî vazifeleri, ifaya ehliyetli olmadığını, ispata imkân yoktur, çünkü aksi dünya yüzünde fiilen sabit olmuştur. Kadın, bugün, istenilsin istenilmesin umumî ve iktisadî hayata samimi bir surette karışmıştır. Kadın, bugün, tezgâhlarda, fabrikalarda, büyük mağazalarda, ticarethanelerde, memurluklarda, bilcümle umumî hizmetlerde çalışmaktadır. Rusya’da en faal sınıflarda, fiilen askerlik vazifesi de yapmaktadırlar. Hanımlar, Efendiler; kadınların daha uzun müddet sabiler, eblehler, mecnunlar arasında sayılmayacağının söylendiği günden bugüne kadar yarım asırdan fazla zaman geçmiştir. İngiltere’de “sufrajet”lerin senelerce teşebbüs ettikleri şiddetli mücadeleler safhalarını ve bu mücadelelerin mucip olduğu hadiseleri burada teşhir edecek değilim; fakat yalnız hatırlatmak isterim ki kadınların siyasî haklarını tanımak için, ayni hadiselerin görülmesine, demokrasinin ihtiyacı yoktur. İngiltere’de, 1902’de yapılan bir kanun “kadınlık dolayısıyla her türlü ehliyetsizliğin kaldırıldığını tasdik etmiştir. Şimdi, İngiliz kadınları kazaî vazifeler dâhil olduğu halde her türlü vazifeleri yapmaktadırlar. Şimalî Avrupa, memleketlerinin kâffesi, bugün kadınlara rey hakkı vermiştir. Finlandiya’da 1906’dan beri yirmi dört yaşında bulunan erkek ve kadın bilcümle Finlandiyalılar intihap hakkını haizdirler. Finlandiya kadınları siyasî hayata pek faal bir surette iştirak etmektedirler. 1908’de Meclis’te 25 kadın aza vardır. Finlerin menşei, Altay olan bir Türk kavmi olduğunu da hatırlatmak isterim. Norveç’te 1907’den beri, 25 yaşında bulunan her Norveçli kadın rey vermek hakkına maliktir. Danimarka’da 1915’ten beri, 25 yaşında bulunan her erkek ve her kadın intihap hakkına maliktir. İsveç’te 1919’dan beri, 23 yaşında kadınlar intihap hakkına maliktirler. Almanya’da, bugün, kadınlar intihap etmek ve intihap olunmak hakkına maliktirler. Yeni Alman Kanunu Esasisi’nin 109’uncu maddesinde şu vardır: “Bilcümle Almanlar kanun muvacehesinde müsavidirler. Erkekler ve kadınlar esas itibarıyla ayni siyasî haklara ve vecibelere maliktirler.” Yeni Avusturya Cumhuriyeti’nde dahi kadınlara intihap ve intihap olunmak hakkı verilmiştir. Polonya’da, 1921’den beri, 20 yaşını ikmal etmiş kadınlara intihap hakkı verilmiştir. Çekoslovak 1920 Kanunu Esasisi kadına intihap etmek ve intihap olunmak hakkını vermiştir. Şimalî Amerika Birleşmiş Cumhuriyetleri’nden kadının intihap hakkını ilk tanıyan Vyoming Devleti olmuştur. Vyoming Devleti, bu tecrübesinden fevkalade memnun ve müftehir kalmıştır. Hatta dünyanın her tarafındaki parlamentolara, 1894’te bir teklif göndermek lüzumunu hissetmiştir. Bu teklif şu suretle başlıyor: “Müstebit bir kanunlar heyetine ihtiyaç hissetmeksizin hiç kimseye zarar vermeksizin kadınların reyleri, memleketten cinayetleri, fakrı ve şerr’i def’e hadim olmuştur…” Bundan sonra, Amerika cumhuriyetleri birbirini takiben kâmilen aynı esası kabul etmiştir. 1920’de neşrolunan Kanunu Esasi’de kadınlık ve erkeklik dolayısıyla intihap hakkı hiç kimseye reddedilmeyecektir… metni neşir ve ilan edilmiştir. Bu metin mucibince 20 milyon kadın intihap hakkını ihraz etmiş ve 1920’de reisicumhur intihaplarını iştirak eylemişlerdir. Cenubî ve Garbî Avustralya’da daha 1902’de kadınların intihap etmek ve intihap olunmak hakkı mevcut idi. Cenubî “Nuvel Gal”de 1902’de ve “Tasmanya’da 1903’te ve Queensland’da 1905’te kadınların intihap etmek ve intihap olunmak salahiyeti kabul olunmuştur. Hukuku amme mütehassısları Avustralya’da kadınların intihap etmek ve olunmak haklarının kullanılması yüzünden mesut neticeler husule geldiğini müşahede etmekte müttefiktirler. Birçok müşahedeler arasında bilhassa kadınların mecliste mevcudiyetleri parlamentonun ahlâk seviyesini dahi yükselttiği beyan edilmektedir. Bu yaptığımız kısa teşhirden kolaylıkla anlaşılmaktadır ki, kadınların intihap etmek ve intihap olunmak hakkının kabul ve tasdiki lehine olan umumî hareket çok kuvvetlidir. Kadınlar, bu haklarını, istensin istenmesin behemehâl alacaklardır. Bugün muhtelif memleketlerde 160 milyon kadın, mebus, nazır, elçi olmak hakkını haiz bulunuyor. Bunu da söylemeliyiz ki kadınlara intihap hakkı verilmekle bütün kadınların evini barkını bırakıp fırka mücadelelerine başlayacağını zannetmek doğru değildir. Hanımlar, kadınlığın siyasî ideali olan bu hakka malik olmasını isteyen kadınlar, ictimaî ve siyasî fikir ve terbiyede her gün daha ziyade yükselmelidirler. Bu nokta hiçbir zaman unutulmamalıdır. Kadınlar, ancak siyasî terbiyeye malik oldukları zaman gerçekten hür olduklarını hissedebilirler. Ancak bu takdirde evlatlarına hürriyetin kutsiyetini telkin edebilirler. Hanımlar, Efendiler; Türk tarihinin en eski safhaları tetkik olunursa devleti temsil eden yalnız devlet reisi olmayıp onunla beraber hatunun da bu temsilde müşterek olduğuna dair vesikaların az olmadığı görülür. Türk milletinin evvel ve ahar umumî hayatı göz önüne getirilirse kadınları erkeklerin yaptıkları, yapabilecekleri işlerin en ağırında dahi faaliyette görürüz. Tarlada, ormanda, sürüde, pazarda, her yerde ve her işte erkeklerle yan yana ve bazen onlardan daha fazla çalışmaktadırlar. Hanımlar, Efendiler; mütemadi seferler ve meydan muharebeleri içinde yüzen Atilla ordularının erkekleri kadınlardan ayrı mı muharebe ediyorlardı? Kadınlar da erkeklerle beraber ayni sefer ve aynı muharebe müşküllerini iktiham etmiyor muydu? Orlean meydan muharebesinde kadınlar erkekler, ayni kahramanlığın müşterek uzuvları halinde birbirinin yardımcısı olmadılar mı? Türk kadınının kabiliyeti, ehliyeti ve memleket işleriyle alaka ve iştigalini ispat eden misaller bilhassa, kurtuluş mücadelesinde az mıdır? Hülasa; Hanımlar, Efendiler; Kadın intihap etmek hakkını ihraz etmelidir: – Çünkü, demokrasinin mantığı bunu icap ettirir; – Çünkü, kadının müdafaa edeceği menfaatler vardır; – Çünkü, kadının cemiyete ifa edeceği vazifeler vardır; – Çünkü, kadının siyasî haklarını tatbik etmesi kendisi için faydalıdır. Demokrasi prensibi şunları icap ettirir: Aklı başında her fert şahsiyetini, muhafaza ve temin edebilmek için, bir siyasî iktidarla mücehhez olmalıdır. Efendiler, kadın insandır ve aklı başındadır. Millet efradı, birbiriyle istişare etmelidir; kadın milletin azasındandır. Hanımlar, Efendiler; Cumhuriyetimizin politika rejimi müsavat prensibine istinat eder. İntihap sandığı önünde en ümmî ile en büyük devlet adamı müsavidir. Kadın niçin bu müsavattan hariç tutulsun? Umumî hizmetlerin hüsnü idaresinde erkeklerin olduğu kadar kadınların da menfaatleri vardır. Kadınların müdafaa edeceği iktisadî menfaatleri vardır. Kadınların içtimaî heyetin teşkilâtı hakkında bildirecekleri fikirleri vardır. Kadın muktesittir, sulhperverdir. Hanımlar, Efendiler; millî say ve gayrette kadının hissesini hor görmek hakkı kimseye verilmemiştir. Türk kadının belediye intihaplarına iştirak hakkının tanınması; teşriî meclise aza intihap etmek ve intihap olunmak hakkının yakın zamanda tasdik ve tatbik olunacağına şüphesiz, mesut bir mukaddemedir. Türk tarihinin bu devrine kadar, Türk kadınlarına, çoktan çok layık olduğu bu siyasî hakkını vermek tabiatıyla mazinin istibdat idarelerinden beklenemezdi; fakat demokrat Türk Cumhuriyeti’nin bu hususta da, faziletli şiarının yüksek eserini görmek, elbette lüzumundan fazla, gecikmeyecektir. Hanımlar, Efendiler; ben bu inanışla, yüksek huzurunuzdan çekiliyorum. Belediye Seçimleri ve Kadın 9 1580 numaralı Belediye Kanunu’nun 3 Nisan 1930’da Büyük Millet Meclisi’nde kabulü münasebetiyle 20 Nisan 1930 tarihinde Dahiliye Vekili Şükrü Kaya Beyin irat ettiği nutuk: Muhterem Efendiler, Bu lâyihanın açık vasıflarından ve inkılâpçı hükümlerinden biri de Türk kadınını Türk erkeğiyle zaten müsavî olan şerefli hakkını belediye işlerinde de tamamiyle tayin etmesidir. Türk tarihini her sahasında ve her safhasında erkeğiyle yan yana her fedakârlığı yapan millet ve vatan işlerinde büyük feragatle her mahrumiyete her cefaya ve her acıya katlanan milletini vatanın felâket ve saadetlerine aynı hisle iştirak eden büyük ve yüksek faziletli Türk kadını müşterek eseri olan bu cumhuriyette elbette ve elbette, kendi evinin işlerinde olduğu gibi belediye işlerinde de temiz ve ciddi mevkiini alacaktır. (Bravo sesleri, alkışlar). İstikbal ve cehâlet devrinden arta kalan kötü ve sakat zihniyetlerin sakil ve sakim mülâhazaların cumhuriyetin ve inkılâbın temiz ve faziletli muhitinde yeri yoktur. (Alkışlar) Kadınlarımızın yakın senelerde teşriî meclislerde de faziletkâr mevkilerini ihraz edeceklerine şüphe yoktur. (Alkışlar)

Bu metin Prof.Dr. Zafer Toprak’ın Gazi, Afet Hanım ve Kadınların Siyasi Hakları makalesinden alınmıştır.

Bağlantılar