DÜŞMANLA RAKİP ARASINDAKİ FARK VE ERDOĞAN’A KARŞI TUTUM

18 Kasım 2019 | Meltem Ayvalı

24 Haziran’ın siyasi cepheleşmesi geride bıraktığımız dört yılı ve önümüzdeki süreci kavramak açısından kritik önemdedir. Gerçeklerden kaçmadan, lafı döndürüp dolaştırmadan, bireysel kaygılarımızı bir kenara bırakarak somut durumu tahlil etmeli ve dersler çıkarmalıyız. Ancak bu şekilde geleceğe yön vermek mümkündür. Kendilerini nasıl adlandırırlarsa adlandırsınlar(devrimci, ilerici, Atatürkçü, solcu vb), Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi olmak isteyenlerin gerçeği eğip bükme özgürlüğü yoktur. Önyargılara, çarpıtmalara, yalanlara prim verenler ya da gönlünden geçenlere teslim olanlar sırtında yumurta küfesi taşımayanlardır.

Vatan Partisi’nin ise halka karşı sorumlulukları vardır. Hakikate sadakat vazgeçilmezimizdir. Yürüteceğimiz tartışmalar, üreteceğimiz siyasetler gerçeklere dayanmalıdır.

MUHALEFETİ KUTSAMA HASTALIĞI

24 Haziran 2018 seçimleri üzerine çok şey yazıldı. Seçim kampanyası boyunca Millet İttifakı cephesinden Vatan Partisi’ne yöneltilen “Muhalefete muhalafet ediyorsunuz” eleştirisinin üzerinde ise pek durulmadı. Oysa “Muhalefete muhalefet edilmez” görüşü her yönüyle incelenmeye değerdir. Yıkma-yapma ilişkisi, düşmanın ve önceliklerin belirlenmesi, olgulara dayanarak siyaset üretimi, devrimin dinamikleri…

Millet İttifakının bileşenlerine, özellikle de CHP’ye dokunulmazlık payesi veren bu fikir ideolojik problemler barındırmaktadır. Bunu saptamak, zorunluluk ve devrimci bir görev haline gelmiştir.

Muhalefete muhalefet edilmez anlayışına göre; iyiyi- kötüyü, doğruyu-yanlışı, haklıyı- haksızı belirleyen ölçüt Erdoğan’a karşı tavırdır. Çünkü baş düşman Erdoğan’dır. Erdoğan’ı devirmek için programa, ilkelere ihtiyaç duymaksızın herkesle birleşilebilmelidir. Önemli olan matematiktir. Erdoğan gitsin de nasıl giderse gitsindir.

Özetle; muhalefete muhalefet edilmez görüşü baştan aşağı Erdoğan’dır!

Duruşunuzu belirleyen Erdoğan’dır, ipler Erdoğan’ın elindedir.

Erdoğan’a karşı olmak uğruna dört bir yana savrulabilirsiniz.

Bu anlayışla, sağlıklı değerlendirmeler yapmanın imkansızlığı ortadadır.

O kadar ki Erdoğan’a niçin muhalefet edildiği bile unutulmuş; meydanlarda Erdoğan’ı taklit edenlere, AKP’nin millet tarafından veto edilen yanlışlarını seçim bildirgesine koyanlara “kurtarıcı” rolü verilmiştir.

O kurtarıcı CHP’dir. Akşener’in önderliğindeki İyi Parti sistem tarafından bir süre denense de ömrü kısa olmuştur. CHP’yi dokunulmaz kılan; altı ok programı, kadroları, vaatleri değildir. Aslolan koltuk aritmetiğidir.

ERDOĞANCILAR VE DİĞERLERİ

Bu kavrayışın sonucu olarak; cepheleşme Erdoğancılar ve diğerleri şeklindedir.

Sınıfsal olanı reddeden ve kutuplaşmayı artıran bu tutum çok ama çok tehlilkelidir. “Eğitimli” ve “entelektüel” bir kitlenin “cahil” ve “çıkarcı” bir kitleyi aşağılaması ile sonuçlanmaktadır. Karşılıklı olarak nefreti körüklemektedir.

AKP’ye oy veren yurttaşlarımızı Atatürk düşmanı, yobaz, cahil, makarnacı varsayarak varılabilecek bir yer yoktur. Gerçek de değildir. HDP seçmeni içinde Atatürk düşmanı yok mudur? CHP seçmeni içinde kendi çıkarını düşünen yok mudur? Vatan Partisi seçmeninin tamamı profesör müdür? Saadet Partisi seçmeni içinde anti-laikler yok mudur?

Mesele taban değil yönetim diyorsanız, HDP’nin Atatürkçü olduğunu mu düşünüyorsunuz? Ya da Muharrem İnce’nin gücü sevmediğini? Temel Bey’in aydınlanmacı olduğunu?

Toptancı değerlendirmelerden uzak durulmalıdır. Dilimizden ve bilinçaltımızdan bunlar temizlenmelidir.

İleri ve geri yanlarıyla hepimiz tek bir milletiz. Ne yapacaksak birlikte yapacağız. Uyarılarımız da bu yüzdendir. Arkadaşının yanlışını gördüğü halde arası bozulmasın diye uyarmayanlardan değiliz, görevimizi yapıyoruz.

Değerlendirme ölçütümüz işin, davranışın, eylemin kendisidir.

‘KİMİN YAPTIĞINA GÖRE DEĞİŞİR’

Muhalefete muhalafet edilmez anlayışına göre, yapılanın ne olduğu değil kim tarafından yapıldığı önemlidir.

Açılıma karşı çıkıldı, akil insanlar hiç sevilmedi, teröristlerle içli dışlı olunması mideleri bulandırdı. BOP uygulanıyordu. Bunları eleştirmek doğruydu.

Fakat…Kürt sorununda kırmızı çizgilerin kaldırılması canları sıkmadı, Kemal Kılıçdaroğlu’nun akil insanlar önerisini duyulmadı, Muharrem İnce’nin açılım vaadleri evlere ulaşmadı, meclise sokulan teröristler mideleri bulandırmadı. Çünkü muhalefete muhalafet edilmez, Erdoğan gitsin de…

Cumhuriyetin kazanımlarını hedef aldığı için Erdoğan’a muhalefet edildi. Doğruydu.

Fakat…“Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, mensuplar ülkesi olamaz” diyen Atatürk’ün cumhuriyetinde tarikatlara ve cemaatlere kalkan olundu, Şeyh Sait heykellerine ses çıkarılmadı, Tunceli ile hesaplaşma görmezden gelindi, kadınların meclise layık görülmemesi dert edilmedi…Çünkü muhalefete muhalafet edilmez, Erdoğan gitsin de….

Vatan Partisi ise her zaman;

-Bölücü terörle silahlı mücadeleyi savundu, açılıma karşı çıktı.

-FETÖ’nün üzerine gidilmesi için mücadele etti.

-Kemalist Devrimi, çağdaş Türkiye’yi savundu.

-Üretenlerin yanında oldu.

Kıstas, AKP ya da CHP karşıtı olmak değildi.

MANZARA-İ UMUMİYE

Bütün bunları dikkate alarak, “Esas tehdit ABD midir yoksa Erdoğan mı” sorusuna net bir cevap verilmelidir. Baş düşman Erdoğan ise, Türkiye’nin son dört yılı içerisindeki tüm kırılma noktalarında CHP’nin Amerikan cephesinde yer aldığını ve emperyalizmin oyuncağı haline geldiğini görmezden gelmeniz gerekecektir. Vatanseverliğinden şüphe duymayacağımız bazı dostlarımız bu yolu tercih etmişler ve gönüllerinden geçene teslim olmuşlardır.

Bize göre ise Türkiye’nin içinde bulunduğu durum şöyledir:

  1. Baş düşmanımız Amerikan emperyalizmidir. Bunu yok sayan, önemsizleştiren, Erdoğan düşmanlığını bunun önüne koyan görüşler hatalıdır.
  2. Bu düşmanı hayal dünyamızda yaratmadık. Ete kemiğe bürünmüş bir şekilde karşımızda duruyor.Türkiye’deki iki piyonu FETÖ ve PKK’dır.
  3. Fethullahçı Terör Örgütü orduya, emniyete, yargıya, devletin bütün kademelerine yerleştirilmiş, 15 Temmuz gecesi üzerimize sürülmüştür. PKK; 6 bin tır silahıyla sınırlarımızdadır, Kızılay’da patlayan bombadadır, Sur’da kazılan hendektedir, Ağrı’ya döşenen mayındadır, HDP adıyla meclistedir.
  4. 2014 yılında Silivri Duvarlarının yıkılmasıyla Türkiye yeni bir döneme girmiştir. Vatan Partisi’nin öncülüğünde, milletin azim ve kararlılığıyla Türk ordusu esaretten kurtarılmıştır. Özgürleşen ordumuz Amerika’nın kara gücü PKK’yı hendeklere gömmüştür. Açılımlar dönemi kapanmıştır. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatları ile koridor planları bozguna uğratılmıştır. 15 Temmuz hain darbe girişimi ordu-millet birlikteliği ile bir gecede bastırılmıştır. Özetle; Amerika ağır yenilgiler almıştır.
  5. Amerika’nın gerileyişi Türkiye ile sınırlı değildir. Suriye’yi bölememiştir, İran’ı karıştıramamıştır, Avrasya ülkelerinin dostluğuna engel olamamıştır. Amerika’nın tek kutuplu dünya düzeninin sonu gelmiştir, yeni bir dünya kurulmaktadır.
  6. Sistemin kültürel saldırısı ise cumhuriyet değerleri kullanılarak yürütülmektedir. Cumhuriyete karşı cumhuriyet değerleriyle savaşılmaktadır. Atatürkçülük aşındırılmaktadır.
  7. Cepheleşme, işte bu gerçekler zemininde oluşmaktadır. Türkiye ile Amerika savaşmaktadır. Bir tarafı Türkiye cephesi, diğer tarafı Amerikan cephesi olarak adlandırmak mümkündür. Türkiye cephesinin öncü gücü tartışmasız Vatan Partisi’dir. Kırılma noktaları cepheleşmeyi açıkça göstermektedir:
  • Hendek savaşlarında ve sınır ötesi operasyonlarda milletin geniş kesimleri Türk ordusunun yanında yer almıştır, Türkiye cephesindedir. CHP yönetimi ve tabanının büyük çoğunluğu “Ortadoğu bataklığına saplanıyoruz” ve “TSK dağı taşı bombalıyor” propagandası yürütmüştür, Amerikan cephesindedir, yanında HDP vardır.
  • 15 Temmuz gecesi Mustafa Kemal’in askerleri ve milletin geniş kesimleri darbenin bastırılmasında görev almıştır, şehitler vermiştir, Türkiye cephesindedir. CHP yönetimi o gece ortalıkta gözükmemiştir, sonrasında ise “20 Temmuz Darbesi” ile alakadar olmuştur, Amerikan cephesindedir, yanında HDP vardır. CHP tabanı ise ne yazık ki “senaryo” propagandasından etkilenmiştir.
  • FETÖ’ye karşı operasyonlar toplumun geniş kesimleri tarafından benimsenmiştir. CHP ise FETÖ ve PKK’ya özgürlük için yürümüştür, Amerikan cephesindedir, yanında HDP vardır. Hatta o yürüyüş Selahattin Demirtaş’ın çığlığıdır.
  • ABD emperyalizmi 24 Haziran’da var gücü ile HDP’yi meclise sokmaya çalışmıştır. Yanında CHP, İyi Parti, Saadet Partisi vardır.
  1. Erdoğan yönetimi; 15 Temmuz’da, sınır ötesi operasyonlarda, hendek savaşlarında, 24 Haziran’da Amerika’nın hedefidir. Türkiye cephesindedir.
  2. 16 yıllık yıpranmışlığı, başkanlık hevesi, kutuplaştırıcı yapısı, tek başınalığı sebebiyle Erdoğan ülkeyi daha fazla yönetemeyecektir.
  3. ABD’nin Türkiye’de iktidarı belirleme şansı kalmamıştır. Amerika’ya göz kırparak ya da onun projelerinde yer alarak iktidar olmayı umanlar kaçınılmaz olarak sistemin çöküşünü paylaşacaktır. Ülkemizin sorunlarını çözecek kadro ve programa sahip olanlar; işçiye, çiftçiye, sanayiciye, memura güvenenler iktidar olacaktır. Özetle; Vatan Partisi muhalefet değil iktidar alternatifidir.

VATAN PARTİSİ’NİN ZORUNLULUKLARI

Sonuç olarak; Vatan Partisi üyeleri ve kadroları gerçekleri saptamakta cesur olmalı, programına güvenmelidir. Mahallesinde ideolojik mücadele yürütmekten kaçınmamalıdır. İlericiliğin turnusol kağıdı Anti-Erdoğancılık değil, antiemperyalizmdir. Çizgisinden sapmayan tek parti Vatan Partisi’dir. Herkes bizim programımızı keşfetmektedir. Programımızdan vazgeçerek kazanabileceğimiz hiçbir başarı yoktur.

Çalışma tarzına ilişkin tartışmaların ise eski mahalleden kopmaya odaklanması yanlıştır. Siyasi cepheleşme ile sahadaki cepheleşme tutarsızdır. Karşılıklı önyargılar devreye girmektedir. “Eski mahalleyi terk ediyoruz” kaygısı prangamızdır. Mesele, yeni mahalleye açılmanın zorunluluğudur!

Bağlantılar