Kadına Şiddetle Mücadelede Medya Göreve!

25 Kasım 2021 | Haberler

Öncü Kadın GYK Üyesi Füsun İkikardeş, şiddeti besleyen bir unsur olarak medyada kadına yönelik kuşatmayı anlattı ve yapılması gerekenleri sıraladı.

Basın açıklaması metni:

         Değerli basın emekçileri,            

         Değerli Türk milleti,

         Bugün 25 Kasım Kadına Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü.

1999 yılında kadına yönelik şiddete karşı toplumda farkındalık yaratmak amacıyla BM Genel Kurulu kararı ile ilan edilen gündür. BM Genel Kurulu 1999 yılında 25 Kasım gününü Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü olarak ilan etti.

 Açıklamamıza, 25 Kasım’a anlamını veren ve Amerikancı Trujillo yönetimiyle savaşırken katledilen üç devrimci kadını, Mirabel kardeşleri, nam-ı diğer Kelebekler’i anarak başlamak istiyoruz. Mirabel kardeşler, Amerikancı Trujilllo yönetimine karşı durduğu için hapiste olan eşlerini ziyaretten dönerken katledilmişlerdi. 25 Kasım’ın gerçek yaratıcısı olan Latin Amerikalı kadınlar, Mirabel kardeşler anısına 25 Kasım tarihini kadına şiddetle mücadele günü olarak kabul ettiklerinde yıl 1981’di. Kadın Çalıştayında, hangi amaçla toplandıklarını net biçimde ifade etmişlerdir: “Feminizm, Latin Amerika’da Avrupa’dakinden farklı anlaşılır. Hepimiz ulusumuzdan yanayız ve ABD emperyalizmine karşıyız.” Bizler de 2021 Türkiye’sinin devrimci vatansever kadınları olarak; 25 Kasım’ın içini boşaltıp her yeri mora ve turuncuya boyayanlardan farklı olduğumuzu, emperyalizm ve işbirlikçileriyle savaşma kararlılığımızı yineliyoruz.  Türkiye’nin, Asya’nın, Latin Amerika’nın, Avrupa’nın, Dünyanın devrimci, yurtsever kadınlarını saygıyla anıyor ve selamlıyoruz.

         Değerli basın mensupları,

Kadına yönelik şiddet; yalnızca ülkemizde değil, tüm dünyada var olan, kadın-erkek eşitsizliğinden kaynaklanan, toplumsal bir sorun ve ortak bir mücadele alanıdır.

Veriler yıldan yıla, aydan aya değişkenlik gösterse de kadına şiddet ciddi bir sorun olarak varlığını sürdürmektedir. Şiddet her boyutuyla; fabrikada, tarlada, masa başında, okulda, hastanede çalışan, sokakta yürüyen, evinde çocuk büyüten pek çok kadının karşısına çıkmaktadır.

Bizim kültürümüzde, kadına saygı esastır, kadın güçlüdür ve onurludur,  diğer toplumlara göre eşitliğe yakındır. Kadını arka plana atmayı ve itip kakmayı feodalizm, meta olarak görmeyi kapitalizm, insanlığı öldürmeyi emperyalizm bize öğretti. Sorun büyük ve köklüdür. Ekonomi, eğitim, kültür, hukuk, medya gibi pek çok alanı kapsamaktadır. Toplumsal dönüşümü hedefleyen bir program ve bunu hayata geçirecek devrimci bir hükümet gerektirir.

Bugün ne yazık ki, kadına şiddetle mücadele emperyalist Batı’dan fonlanan feminist örgütler ve ideolojik açıdan Batı’ya bağlı merkezler tarafından İstanbul Sözleşmesi’ne sıkıştırılmaya çalışılmaktadır. İstanbul Sözleşmesi yaraya merhem değildir! İstanbul Sözleşmesi kadını yaşatmaz, kadına pranga vurur. Kadının cinsiyetini, toprağını elinden alır. Özellikle son bir yıldır şahit olmaktayız ki; İstanbul Sözleşmesi’ni savunmak adına söylenmedik yalan, salınmadık korku, yapılmadık çarpıtma kalmamıştır. Bu yıl yine 25 Kasım eylemlerinde İstanbul Sözleşmesi’nin bayrak edinileceği açıktır. Amaç, kadınların yaşadığı acılara duyarlı olan erdemli insanlarımızın ve kadına şiddet sorununun çözülmesini bekleyen yüksek karakterli milletimizin kör çıkmazlara yönlendirilmesidir. İstanbul Sözleşmesi gerçeğinin anlatılmasında Vatan Partisi tayin edici bir rol üstlenmiştir. İstanbul Sözleşmesinden çekilmemiz Türkiye’de kadına yönelik şiddetle mücadelenin güçleneceği bir iklim yaratmıştır. Gerçek çözümleri konuşma fırsatını doğurmuştur.

Kadına şiddetle mücadelede yapıcı yaklaşımları benimseyerek, bu yıl 25 Kasım’da, Vatan Partisi Öncü Kadın olarak medyaya düşen görev ve sorumlulukları gündeme getirmeyi tercih ediyoruz. Çünkü, milyonlarca insana ulaşma olanağına sahip iletişim araçları aynı zamanda değerli birer eğitim aracıdır. Yirminci yüzyılda, yasama, yürütme, yargıdan sonra dördüncü kuvvet olarak kabul edilmiştir. Akademik çevrelerde, beşinci kuvvet olarak internetin eklenmesi tartışılmakta.

Medyada örgütlü, her koldan bir kuşatma var. Bu kuşatmanın araçları yazılı ve görsel basındaki haberler, televizyon programları, diziler ve dijital platformlardaki yayınlar. Dört bir koldan kadına yönelik şiddet için zemin yaratıldığını saptıyoruz. Biz, Öncü Kadın olarak bu kuşatmaya karşı medyanın sorumluluklarını hatırlatıyor ve kuşatmanın karşısında duruyoruz. Medya, kadına yönelik şiddetle mücadelede öncelikli ve incelikli bir görev üstlenmelidir. Ortak, koruyucu ve düzeltici bir mekanizma geliştirilmelidir.

Kadını her türlü şiddetten korumak, sadece yasalarla mümkün olmamaktadır. Şiddete uğrayan ya da cinayete kurban giden kadının hakları medya eliyle de kollanmalı, yapılan haberler toplumsal ahlak değerleri çerçevesinde, çözüm ve mücadele zemininde kamuoyuna sunulmalıdır.

1)      ŞİDDET HABERLERİNİN TEKRARI

Kadına yönelik şiddet haberlerini dakikalarca tekrar etmek, bu eylemi normalleştirir. Her tekrar bir propagandadır. Her tekrar, şiddet olayını sıradanlaştırmaktadır. Öte yandan mağduru ve aileyi rencide etmekte, travmalarını derinleştirmektedir. Bir saatlik haber kuşaklarının 15 dakikası kadına şiddet haberlerine ayrılmaktadır. Şiddet gördüğü için haberi yapılan kadın, çocukları ya da ailesi medya eliyle ikinci bir mağduriyet yaşamamalıdır. Bu yıl Elmalı davasını gördük, ne resimler, ne hikayeler ortalığa döküldü. Gazeteler, ekranlar mahkeme salonuna döndü, henüz 6 yaşındaki çocuk malzeme yapıldı. Günlerce konuşuldu, geriye ne kaldı?

2)      HABER DİLİ VE SUNUMU

Şiddet haberlerinde gizli şiddet propagandasından kaçınılmalıdır. “Kendisini aldatan karısını vurdu” derken, adamı aklama ve gerekçeyi duyurmak söz konusudur. Ya da şiddete maruz kalan kadın için “koruma ve uzaklaştırma istemişti” dediğimiz anda, güvencesi yoktur yargısını da beraberinde getiriyoruz. Gerçek durum nedir? Araştırmadan bu tür yargılara yol açılmamalıdır. Haber sunumunda hukuka ve gerçeğe bağlı kalınmalı, cinayeti teşvik edecek ve haklı çıkartacak türden ifadelerden kaçınılmalıdır. Şiddete uğrayan ya da uğrama tehlikesi bulunan kadınlar çaresizliğe itilmemeli, korkutulmamalı aksine onlara yol gösterilmelidir. Karamsarlık havası yayılarak psikolojik şiddete ortak olunmamalı, çözüme işaret edilmelidir. Haberin yorumlanarak verileceği durumlarda konunun gerçek uzmanlarına başvurulmalıdır.

3)      GÜNDÜZ KUŞAĞI PROGRAMLARI

Genellikle çalışmayan ve gününü evde geçiren kadınlara hitap eden gündüz kuşağı programları kadınlar, aile ve toplum için tehdit haline gelmiştir. Temizlik, yemek, dekorasyon, moda, alışveriş, magazin içeriğiyle kurgulanan bu programlarda kadınlar geleneksel rollerine hapsedilmektedir.  Aile ilişkileri ve Türk kültürü tahribata uğratılmaktadır. Tüketim kışkırtılmaktadır. Türk kadını bu değildir. Kadınları uyuşmaya ve çürümeye terk eden bu programlara denetim gelmeli, eğitici yanı bulunmayan, olumsuz mesaj içeren programlar yayından kaldırılmalıdır.

4)      ÜÇÜNCÜ SAYFA HABERLERİ

Yazılı basında keza, 3.sayfa haberi diye bir kavram oluşmuştur. Orijinali İngiliz basınından gelen bulvar gazetelerine dayanmaktadır. Bu çizgide, kadına şiddet, cinayet, erkek kıskançlığı ve sonuçları gibi temalar işlenmekte, artık sıradan hale getirilmekte ve birbirine güven yok edilmekte, her türlü ahlak kuralı ayaklar altına alınmakta, edepsizlik körüklenmektedir. Üçüncü sayfa haberciliğine son verilmelidir.

5)      DİJİTAL PLATFORMLAR

Dijital platformlarda uyuşturucu, pornografi, eşcinsellik, şiddet, çocuk istismarı propaganda edilir hale gelmiştir. Uyuşturucu isteyen şarkılar çalınmakta, küçük çocuklar arasında eşcinsel ilişki, erken yaşta cinsel ilişki allanıp pullanarak piyasaya sunulmaktadır.  İzlenilirliği giderek artan bu platformlar mutlaka denetlenmelidir.

6)      TELEVİZYON DİZİLERİ

Televizyon dizilerinde kadını sürekli ikincil gösteren, aile içi ve arkadaşlar arası ahlaksız ilişkilere dayanan senaryolar artık değişmelidir. Kadını  yükselten, aileyi ve toplumu birleştirici, ortak değerleri yücelten, eğitici temalar işlenmelidir. Neredeyse her gün aile içi şiddeti konuştuğumuz bir ortamda; aile içi dayanışmanın, sevgi ve saygının, eşitliğin, çağdaş rol dağılımının önemini vurgulayan yayınlar yapılmalı, kadına şiddet doğallaştırılmamalı, kadınlar daha güçlü yansıtılmalıdır.

Gündüz kuşağı programları, haber bültenleri, akşam dizi kuşağı ile süren kuşatma tartışma programlarına da yansımaktadır. Yemek, temizlik, moda, magazin, tüketim yayınlarının öznesi olan kadın siyasette yani yönetimde ve ülke sorunlarında özne görülmemektedir. Tartışma programlarında yer alan kadın konuk sayısı bir elin parmaklarını geçmemektedir. Siyasette zaten yetersiz olan kadın temsili tartışma programlarında neredeyse sıfırlanmaktadır. Özetle, medyanın kadına bakışında her açıdan devrime ihtiyaç vardır.

Unutmayalım bu, medya kuruluşları için bir karar dönemidir. Reyting, tık alma, daha fazla kar etme kaygısıyla yanlışta ısrar mı edeceğiz yoksa elimizi taşın altına koyacak mıyız?

Unutmayalım bu, vatandaşlarımız için bir karar dönemidir. Bize sunulanı izliyoruz, biz izlediğimiz için aynı yayınlar hayatımızı etkilemeye devam ediyor. Kadını aşağı iten bu yayınları izlemeyi sürdürecek miyiz yoksa bilinçli izleyici kitlesi yaratarak özelleşmiş medya sektörünü ve denetleme/müdahale etme gücünü harekete mi geçireceğiz?

Tüm medya kuruluşlarımızı, kadına şiddetle mücadeleye yönelik ortak bir çatı altında buluşmaya, program hazırlamaya ve kadının sesi olmaya davet ediyoruz. Vatan Partisi olarak sunduğumuz önerilerin tartışılmasını ve geliştirilmesini temenni ediyoruz.

Saygılarımızla.

Bağlantılar