Ulusal kurtuluş savaşımıza kadınların emeği ve katkısını hep duyarız tarih okumalarımızda. Yaptıkları kahramanlıklar yazılır.
Çukurova’nın kahramanları da, halk arasında yaptıkları büyük işlerle anılır; İşte Kılavuz Hatice onlardan biridir. Sözel tarih de anlatır O’nu, kayıt altına alınmış kitaplardan da okuruz. Ankara’dan gelirken, Pozantı’yı geçer geçmez Toros dağlarınının kalbinden geçip ‘Gülek Boğazı’ndan girersiniz Çukurova’ya… Eski adıyla “Panzın Çukuru”.

Toros Dağları öyle görkemli, öyle heybetlidir ki! Zirvesinden eriyen karlar Şekerpınar aracılığıyla besler, adeta emzirir sedir ağaçlarını yaşlı ve bilge bir ana gibi… Yüzyıllar öncesinden beri geçit vermemiştir Gülek kalesi. Mersin işgal edilmeye başlandığında da, bağrına basar, eteklerinde saklar Kuvva-yı Milliye güçlerini, kadim yörükleri…
Çukurova yaz aylarında dayanılmaz sıcak olur. Bölge insanı, bahardan sonra dağların arasında yaşamayı tercih eder…
Bu kez durum çok başkadır ve işgale engel olmak için yurdunu gâvura teslim etmemek için direnmeye çıkmıştır dağlara. Haberler geliyordur Mersin’den, istasyona Fransız bayrağı çekilmiştir! Zamanın İstasyon şefi “ben kimsenin bayrağı altından geçmem” diyerek istasyona başka bir kapı açtırmıştır. Yeni Adana Gazetesi tüm imkânlarını taşımış Gülek’e, oradan örgütler Kuvva-yı Milliye’yi…

Hatice Hatun gözü kara bir kadın. Babası Hasan Ağa ve Emin Ağa’nın Kuvva-yı Milliye’sinde görev yapmaktadır.

Bir oğlu var, canından aziz, canından can cepheye yollar ellerine kına yakarak… Dua eder: ‘Ölürse şehit, kalırsa gazi olsun. Yeter ki vatan kurtulsun’.

Hatice’nin oğlu, bir gün bir şekilde çıka geliverir. Belki, anasını özlemiştir… Mevsim kış dağlar pek acımasız olur kışın! Kapıyı açar, oğlunu karşısında görünce ana yüreği cız etse de, kapıyı kapatır yüzüne: “Ben seni düşmanla savaşmaya gönderdim” der ve içeriye almaz.

Ana yüreği, vatan uğruna buz gibi soğuk havada üşüyen oğluna değil, düşman çizmesi altında inleyen vatan için atar bütün gece. Ve sabah, ciğerparesini elleriyle teslim eder birliğine.

Bu gün bile dilden dile anlatılır bu yaşanmış hikaye, güç ve övünç verir bölge insanına… Elbette yaptıkları bununla kalmaz ve tarih kitaplarındaki onurlu yerini alır Kılavuz Hatice.

Osmanlı İmparatorluğu, 1. Dünya Savaşı’nı kaybetmiş, ordusu Mondros Ateşkes Antlaşması’yla silahsız bırakılmıştır. Osmanlı askerleri terhis edilmiş, fakat Anadolu’da işgale karşı direnmek üzere Kuvay-i milliye birlikleri oluşmuştur. Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan 47 gün sonra, Fransızlar antlaşmayı ihlal ederek 17 Aralık 1918 tarihinde Mersin’i işgal ederler. Mersin’in güneybatı tarafı ise İtalyanların işgaline uğramıştır. Böylece, Osmanlı İmparatorluğu’nun Akdeniz ile bağlantılarını kesmişlerdir.

27-28 mayıs 1920 tarihinde, Karboğazı Savaşı ya da Gülek Boğazı Savaşı olarak adlandırılan, Kurtuluş Savaşı esnasında Kuvvay-i Milliye ile Fransızlar arasında Toros dağları’nın eteğinde çıkan çatışmanın geçtiği günlere gidelim.

Fransız işgal kuvvetleri, işgali hızlandırmak ve Kuvvay-i Milliye kuvvetlerinin denizden gelecek yardım yollarını kesmek amacıyla, Çukurova’nın alüvyal ovalarını ve Akdeniz kıyılarını kontrol etmek istemektedirler. Ne var ki, Toros Dağları’nın dik yamaçlarının ve geçiş yollarının çoğuna Kuvvay-i Milliye kuvvetleri hakim olduğu için, bölgede hakimiyet kurmakta zorluk çekmektedirler. Fransızlar harekete geçerek, Türklerin yardım yolu üzerindeki Gülek Boğazı’nı ilhak etmeye girişirler. Gülek Boğazı’nın kontrol edilmeye çalışıldığını gören Kuvvay-i Milliye kuvvetleri, fransızlarla çatışmaya başlarlar.

Panzın çukuru köyünden Hasan Ağa’nın kızı, Emin ve Derviş ağaların Kuvva-yı Milliye’sinde görev yapan Hatice Hatun, kendilerine çekilme yolu arayan fransızlarla küçük bir
ücret karşılığında anlaşma yapmayı kabul eder. Kararlaştırılan saatte fransızlar harekete geçerler; Gece karanlığında giderlerken, Hatice onları pek sarp olan ‘Karboğazı’na tıkar ve bundan Türk savaşçılarını haberdar eder. Pusuya düşürülen
Fransız kuvvetleri, Kuvva-yı Milliye’nin yoğun ateşi karşısında bozguna uğrarlar.

Karboğazı baskını, Çukurova’nın kurtuluşunda bir dönüm noktasıdır. Ankara Anlaşması’nın temelini oluşturmasından dolayı çok önemlidir. Çatışma, 100’ü yaralı olmak üzere 650 er ve 1 binbaşı, 23 subay esir alınarak kesin Türk zaferiyle sonuçlanmıştır.

Mevcutları 800’ü aşan Fransızlardan, 200’ü öldürülmüş, 650’si esir alınmıştır. Başka bir bilgiye göre teslim alınanlar 1 binbaşı, 3 yüzbaşi, 1 doktor, 5 teğmen, 522 erdir. Teslim anlaşması
yapıldığında, Gülek halkı fransız askerlerine bir yemek verip karınlarını doyururlar.

Karboğazı Baskınının püskürtülmesinden sonra, bu önemli başarılarından dolayı olayın kahramanlarına Mustafa Kemal Atatürk “Devamlı başarılarınızı tebrik eder, size ve kahraman Kuvay-ı Milliyemize selam ve teşekkür ederim.” telgrafı çekerek kahramanları tebrik etmiştir.

Bölge halkı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı, Karboğazı’nda yaşanan çatışmaları, zaferin nasıl gerçekleştiğini, Gülek’in savaştaki stratejik önemini yıllardır nesilden nesile aktarmaktadır.

Öncü kahraman kadın Kılavuz Hatice’nin ve bütün Milli Mücadele şehitlerinin ve Gazilerinin ruhları şadolsun! Onların kutsal emaneti vatanımızın yılmaz bekçileriyiz!

*Kaynakça: M. Arif s.33,Kurtuluş Savaşı’nda kahraman
Çukurovalılar,1924.

Zeynep Ses

Öncü Kadın İstanbul İl Sekreteri

Bağlantılar