Hanife Hanım, 15 Temmuz ve Cumhuriyet Kadını

19 Kasım 2019 | Zeynep Ses

Hanife Hanım’ı bilir misiniz? Soru mu bu? Nereden bileceksiniz?  Belki de tanıyorsunuzdur!  Her gün bir yerlerde, karşılaştığımız deterjan kokulu elleri, çilekeş ayakları ve ışıl ışıl gözleriyle  çocuklarına kendi kaderini miras bırakmamak için çalışanlardan  ben Hanife hanım olarak tanıtayım siz  Ayşe, Fatma, Emine ve ailesi kulağına ne üflediyse isim olarak öyle okuyun.  Senaryosunu;  Atıf Yılmaz ve Lâtife Tekin’in yazdığı 1984 yapımı “Bir Yudum Sevgi” filmindeki  iki kadın karakterin tek bir vücutta birleşmiş hali… Gümüşhane’den  İstanbul’a  gelin gelmiş  iki çocuk ve aile sorumluluğunu eşiyle birlikte omuzluyorlar.  Ortak hayalleri başlarını sokacak bir ev ve çocuklarına ileride  muhtaç olmadan yaşayacakları  bir gelecek inşa etmek. Cumhuriyetin sağladığı hakları sadece resmi nikâh ve zorunlu eğitimin ilk beş yılı olarak kullanmış. Seçimden seçime de oy kullanır!  Onu ve ailesini gelecek kaygısını en aza indirecek olduğuna inandırıldığı partiye  elbette. Gündelik emeğini her gün başka bir evin kıyısını köşesini temizleyerek kazanca çevirir helâlinden.  10 Kasım sabahı işe giderken saat  dokuzu beş geçe sirenler çalınca   saygıya durur. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı  hafta içi ise  çalıştığı evde  TV’den gelen  bayram töreni sesini dinler. İçten içe sevinir bayram olduğu için.  Hanife Hanım’ın emek eksenli  sıradan yaşamı böyledir.  Yıl 2016 Aylardan Temmuz en karanlık gecedir!O gün yine bir evin kapısı,camı silinmiş, evin hanımının gözüne girilmiş, helâlinden yevmiye alınmış, eve dönülmüştür.  Ailecek akşam yemeği yenmiş,  İstanbul’u tepeden gören  bir gecekondu bahçesinde komşularla sohbet zamanıdır. Yatsı namazını kılıp duasını ettikten sonra ertesi gün gideceği evin hanımının yapmasını beklediği işleri düşünür. Yıldızsız, ıssız gecenin  karanlığı, tuhaf bir gürültü, vın vın uçan uçak sesleri, ürkütücü bir telâş sarmıştır. Koşar TV’yi açar  Cumhurbaşkanı çağrı yapıyordur… Komşular ve eşi çoktan sokağın kalabalığına karışmıştır. Siyah eşarbını sımsıkı bağlar ve kalabalığa karışır.Hanife Hanımın giyim zevkini dünya moda merkezleri belirlemez. Ayakkabıları  şehrin  mütevazı esnafından alınmış olur.  O gece ayakkabı bile giymeden kapı önünde duran naylon terliklerini takar ayağına, ne eşi ne komşular ne de başkaları koşar koşar…Pür telâş koşarken zaman zaman tanıdığı yakınlardaki lüks sitede oturan sima olarak tanıdığı insanlara rastlar! Köşe başındaki ATM’den para çekenler “darbe” olursa  parasını güvence altına almak isteyenler çarpar gözüne…Kalabalık git gide artar köprü yönüne insanlar koşuyorlardır. Korku yerini öfkeye bırakmıştır; belki de kıyamet günü bu gün diye düşünür. Gün ağarır vatanımızın üzerine çöken kara bulutlar güneşe ve hanifanımın  kararlığına teslim olmuştur.  18 Temmuz: iş başı doğal olarak  herkes bunu konuşuyor… Hanifanım anlatır evin hanımına  macerasını! Hanımefendi okumuş yazmış bir kadın. Cumhuriyetin ona sunduğu tüm haklardan faydalanmış “lâiklik” ilkesine sıkı sıkı bağlı…Altı Ok’un sadece bu ilkesiyle âlâkadar gerisini  onu pek âlâkadar etmese de,  her ceketinin yakasına mutlaka rozetini takar!Ara sıra sohbet ederlerse anlatır öfkeyle en büyük korkusu “Türkiye’nin İran gibi” olmasıdır. Şimdi bu bir “tiyatrodur”! Hanifanım işine gücüne bakar. Sağda solda duyduğu “döner ayran” başlıklı alay konusu olan sohbetlere katılmaz. Gün olur devran döner PKK’lı hainler kana doymamaktadırlar.  “Eş başkan” olur sırtlarını YPG’ye dayadıklarını söylerler. Seçimler yapılır hanifanım oyunu kullanır. Yaşam yürür… Artık daha fazla dikkat etmektedir etrafında gelişen olaylara  Diyarbakırlı annelerle içten içe dayanışma duygusu içinde.  Beş vakit namaz kılar ve duasını Mehmetçiğimizin  başarısı için eder… Hanifanım soruyor:  15 Temmuz gecesi;  Amerikancı Fetöcü hainler kazansaydı ne olacaktı?  Hangimiz Cumhuriyet kadını olarak kalacaktık? Söz konusu “giyim kuşamsa”  Figen, Pervin ve Demirtaş’ın eşi! Cumhuriyet kadını olarak kabul edilmeli mi? 

Bağlantılar