Son bir haftada art arda yaşanan kadın cinayetleriyle sarsıldık. Ağrı’da yaşayan 6 çocuk annesi Fatma Altınmakas eşinin kardeşinin tecavüzüne uğradı, şikâyetçi oldu, eşi tarafından öldürüldü. İstanbul’da, Bahar Ö. “kıskançlık krizine giren” kocası tarafından uykusunda boğuldu. Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde 34 yaşındaki Mücella D., evinde silahla vurulmuş halde bulundu. İddiaya göre, Mücella’nın kocasıyla yaşadığı tartışmadan kısa bir süre sonra evden silah sesi geldi. Antalya’da Seher Fak oğlu tarafından pompalı tüfekle öldürüldü. Van’da yaşayan 30 yaşındaki Filiz Karagülle tartıştığı eşi tarafından bıçaklanarak ağır yaralandı. Ve Pınar Gültekin… Muğla’da yaşıyordu, 27 yaşında bir  üniversite öğrencisiydi. Ayrıldığı erkek arkadaşı tarafından katledildi. Önce darp edildi, ardından boğuldu, cansız bedeni yakıldı, varille ormanlık alana atıldı.

Yalnızca kadın oldukları için, en temel insan hakkı olan yaşam hakkı ellerinden alınan bütün kadınları, yüzlerini hiç görmemiş seslerini hiç duymamış olsak da yaşadıkları acıları en derinden hissederek ve bilincimize kazıyarak anıyoruz. Ne zaman bir kadının öldürüldüğünü duysak yüreğimiz eziliyor. Ne zaman bir kadının acı çektiğini görsek, itildiğini, aşağılandığını hissetsek içimiz sızlıyor.

Kadına şiddet, kadına yönelik ayrımcılığın en ağır biçimi ve sonucudur. Kadınıyla erkeğiyle hepimizi etkileyen, toplumsal huzuru bozan, gelişmeyi güçleştiren büyük bir sorundur. Bu sorunun çözümü için hepimiz sorumluluk alacağız. Devletçe ve milletçe sorumluluğumuzu bir an olsun unutmayacağız. Kadına şiddet insanlık suçudur. İnsanlığın en ön cephesinde Pınar’ın gülüşünü, hayallerini, umutlarını bayrak yaparak mücadele edeceğiz.

Peki, bu mücadele nasıl ete kemiğe bürünecek? Son yıllarda, kadın örgütlerinin çabaları, bilgiye ulaşımın da kolaylaşmasıyla birlikte kadın cinayetleri konusunda bir farkındalık ve duyarlılık oluştu. Son derece olumludur. Bu farkındalık ve duyarlılık, doğru program etrafında örgütlü bir güce dönüşürse köklü çözüme yönelmek mümkün olacaktır. Aksi halde, ya tepkisellikle sınırlı kalacak ya da yanlış hedefe yönelecektir. İkisinin de izlerini şimdiden görüyoruz.

YASALAR ‘TEK’ ÇÖZÜM DEĞİL

Pınar’ın ardından yapılan yorumlara bakıyoruz. Büyük çoğunluğunda yasalara atıf var. Yasalar kadını korumadığı ya da katilleri caydırmadığı için kadınlar öldürülüyor algısı yaygın. Açıkçası bu bir ezber haline gelmiştir. Toplumun geniş kesimleri için iyi niyetli bir talepken bazı örgütlerce şiddetle mücadeleyi “devlet ve erkek düşmanlığına” hapsetmenin aracı olarak kullanılmaktadır. Devletin koruyucu, kanunların caydırıcı gücü çok önemlidir. Buna kimsenin itirazı olamaz. Türkiye’de yasalar gelişmiş olmakla birlikte uygulamadaki aksaklıkların da hızla giderilmesi gerekmektedir. Bir kadının bile hukuki sorunlar nedeniyle hayatını kaybetmesini kabul edemeyiz.

Diyelim ki, şiddet mağduru bir kadın kolluğa başvurmasına rağmen tedbir kararları alınmamış olsaydı yasaları etkin uygulayın talebi karşılığını bulurdu, bunun örnekleri vardır ve o olaylar özelinde sesimizi aynı taleplerle yükselttik. Ya da yargılama sürecinde adaletsizlikler oluşsa yine aynı ses yükseltilirdi. Ancak, ilgili ilgisiz her seferinde ezberler tekrarlanınca daha büyük sorunların üzeri örtülüyor. Kadın ve çocuk katilleri, tecavüzcüler, istismarcılar yakalanıp hapse atıldığı, herkesin nefretini topladığı halde kadın cinayetleri belirgin bir düşüş göstermeden devam ediyor. Pınar’ın katili, yakalandığında hapiste çürüyeceğini bile bile Pınar’ı yakıyor. O halde Pınarların öldürülmesini nasıl önleyeceğiz? Üzerine düşünülmesi gereken soru budur. Hem katillerin en ağır cezayı almasını bekliyor hem de başka Pınarlar ölmesin istiyoruz.

Yasal düzenlemeler, kadına şiddetle mücadele çözüm paketinin üst sıralarda yer alan bir parçasıdır. Fakat tek çözüm değildir, “tek” sözcüğünün altını çiziyoruz.

ATATÜRK DEVRİMİ PROGRAMI ŞART

Pınar ve yüzlerce kadın; feodal düşünce kalıplarının ve emperyalist-kapitalist sistemin yaydığı kültürel yozlaşmanın yansıması olan eylemler neticesinde öldürüldü. Bunu değiştirmeye var mıyız?

Bugüne kadar yasal düzenlemeler de dâhil somut önerilerimizi pek çok kez konuştuk. Bu yazımızda ise meselenin özünü vurgulama ihtiyacı hissediyoruz. Öldürülen ve yaşatmak istediğimiz bütün kadınlara borcumuzdur. Çünkü sisteme karşı mücadele genellikle değersizleştiriliyor ve küçümseniyor. Kadına yönelik şiddetle mücadelede toplumu değiştirmek esastır. Bu değişim; kadını da erkeği de kapsar, yeni bir kültür yaratmak içindir. Bu kültürü yaratırken de siyasal ve ekonomik ilişkiler muhakkak düzenlenecektir.  

Başa dönecek olursak; doğru program Atatürk Devrimi programıdır. Türkiye Cumhuriyeti kadının güçlenmesi ve özgürleşmesi açısından eşsiz bir tarihsel deneyime sahiptir. Bağımsız, başı dik, müreffeh ve çağdaş bir Türkiye’nin hür ve eşit bireyleri olarak insanca yaşamak için işte bu mirasa ve programa yaslanmak şarttır.

HAYVANLARI KORUMAK ZORUNDAYIZ

Değinmeden geçmek istemiyorum. Bu hafta bir yandan da hayvanlara işkenceyi, eziyeti, tecavüzü gördükçe insanlığımızdan utandık. 4 aylık bir köpek çığlıklar içinde can verdi. Can verdi diyoruz çünkü o bir can. Ve hayvanları mal değil can olarak gören yasal düzenlemelerin bir an önce gündeme alınmasını bekliyoruz. Hayvana şiddetin cezasız kalması toplumun vicdanını kanatıyor. 

Bağlantılar