SABİHA SERTEL VE TÜRK FEMİNİZMİ

14 Haziran 2020 | Öncü Kadın

Tam bağımsız Türkiye için mücadele eden örnek bir cumhuriyet kadını. Kadın hakları, ifade özgürlüğü, eşitsizliğe karşı baş kaldırışı, demokrasi için verdiği mücadele ve daha pek çok konuda önemli yazılarıyla hep saygıyla anılacak olan bir gazeteci.


Sabiha Sertel’in hayatı nasıldı?


1895 yılında Selanik’te doğan Sertel, 16 yaşındayken “Osmanlı Cemiyeti’nde Kadın” isimli bir makale yayınladı. Yeni Felsefe dergisinde yayımlanan bu makale yılın en iyi makalesi seçildi. O dönemde kız çocuklarının üniversite eğitimine izin verilmediği için Sertel, kızları örgütleyip harçlıklarını birleştirip üniversite düzeyinde eğitim aldı.


1912 yılında Balkan Savaşları sırasında ailesi ile İstanbul’a göç etti. Gazeteci Zekeriya Sertel ile 1915 yılında evlendi. Gazeteciliğe 1919 yılında Zekeriya Sertel ile Büyük Mecmua adlı haftalık dergiyi çıkararak başladı. Bu dergide, Halide Edip başyazar, Falih Rıfkı, Reşat Nuri (Güntekin), Faruk Nafız, Ömer Seyfettin de derginin yazar kadrosunda yer aldı. Zafer Toprak; Türkiye’de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm adlı kitabında, Büyük Mecmua’da işlenen konular arasında feminizmin öncelikli olduğunu belirtir (Toprak, 2016). “Türk Feminizmi” terimi ilk kez bu dergide ifade edilmiştir. Sabiha Sertel ilk sayıdan itibaren kadın sorunlarına yer vermiştir. Dergi bir bütün olarak incelendiğinde; dergide yazan tüm yazarların, kadının toplumsal konumu, kadın hakları, dünyadaki kadın hareketleri üzerine yazı yazdığı görülür. Dergi çağdaşlaştırıcı misyonu ile Cumhuriyet’e giden yolda önemli bir rol üstlenmiştir. Büyük Mecmua, birçok kez sansüre uğrasa da zaman zaman boş sayfalarla çıkmak zorunda kalsa da son sayısına kadar Türk kadının hakları için mücadele etmeyi sürdürmüştür.
O halde, Sertel’in Türk Feminizmi diye ifade ettiği kavram nedir?


Sertel ilk olarak Büyük Mecmua’daki köşesinde, kadının toplumsal hayatta yer almasının öneminden bahseder. Savaşla birlikte kadınlarında öne çıktığını ve savaş sonrasında artık bu durumun geri dönülemez olduğunu söyler. Kadınlar, laboratuvarda, üniversitede, ticarethanede kısacası artık her yerdedir. Üstelik, Halide Edip, Müfide Ferit ve Şukufe Nihal’in eserleri de yayınlanmıştır. Bu müthiş sevindirici bir haberdir. Artık kadınlar da eserlerini yayımlayabilmektedirler.


Nüshanın ikinci sayısında Sertel, dünyadaki kadınların oy hakkı için verdiği mücadeleleri yazmıştır. Kadınlar da erkekler gibi savaşlarda ülkeleri için canlarını feda ederken neden seçme-seçilme hakları yoktur? Kadınların erkeklerden hiçbir farkı olmadığını, dünyadan verdiği örneklerle açıklar.


Sertel, Mecmua’nın 4. sayısında “Türk Feminizmi” başlıklı bir yazı yazar. Bu yazıda, feminizmin dünyanın her yerinde tartışıldığını bundan mesut olduğunu dile getirir. Ancak, her ülkenin zihniyetinin, koşullarının farklı olduğunu belirtir. Dolayısıyla, bir ülkede kadınlar için mücadele edilen bir hak kendi ülkemize o an uygun olmayabileceğini söyler. Sertel’e göre, Osmanlı’daki en öncelikli mesele eğitimdir. Kadınlar erkeklerle aynı şartlarda eğitim alamamaktadır. Bu durumun sonucu hayatın her alanına yansımaktadır. Bu nedenle öncelikli mücadele alanı eğitim olmalıdır.


Bir sonraki yazısında din ve devlet işlerinin birlikte yürütülmesinin tehlikesine dikkat çeker. Sertel, din işleri ile yargı işleri karıştırılırsa büyük bir ahlaki düşkünlüğün vuku bulduğunu söyler. Eğer ahlak hukuk ile karıştırılırsa vicdan-i ahlak da yok olur. Sertel bu konuyu tesettür meselesi ile bağlar. Ancak tesettür ile ilgili fikirleri sansüre uğramıştır. Sansürlü kısımlarda şu fikirlere yer verir Sertel:


“Tesettür kısmen dini, kısmen ahlaki, kısmen estetik ve kısmen fenni olan bir meseledir. (…) Demokrasi nasıl herkese seçim hakkı veriyorsa, sosyalizm nasıl ameleyi yükseltmeye çalışıyorsa, feminizm de kadınların yükselmesini gaye etmiştir. Acaba feminizm fena bir hareket midir? İslamiyet’in suret-i zuhurunu tetkik etmiş olanlar pekâlâ bilirler ki İslamiyet, karışık aristokratik hükümeti yerine demokratik bir hükümet ikame etti. Fukara ve köle sınıflarını himaye ederek bir nevi sosyalizm tesisine çalıştı. Aynı zamanda, Arabistan’ın o devirdeki vaziyetine göre imkânın en müsait olduğu derecede bir hakiki feminizm mesleği tatbik etti. İslamiyet’i ilk kabul edenler, Hazret-i Peygamber’in yakın dostları ve yakın akrabaları müstesna olmak üzere, umumiyetle kadınlar, fakirler ve esirler idi. Çünkü İslamiyet, Cahiliye döneminin kadınlara ve zayıflara karşı reva gördüğü zulümleri kökünden izaleye çalışıyordu. (…) Binaenaleyh birçok Avrupalı alimler Hazret-i Muhammed’i demokrasinin, sosyalizmin ve feminizmin ilk müessisi ve piri olarak tanımaktadır. Hal böyle iken, bilhassa din namına kadınların birçok hakarete maruz kalmalarına müsaade göstermek nasıl uygun görülebilir? “ Sertel, kamusal alanda tesettür zorunluğunun kalkmasını dile getirmektedir.
Daha sonraki yazısında o dönem için devrim niteliğinde olan başka bir konuyu dile getirir: Çocuk Yuvaları. Kadınlar, anne olduktan sonra da çalışma hayatlarına devam etmelidirler. Birçok kadın, çocukları olunca çalışamamaktadır ya da çocuk veya iş arasında tercih yapmak zorundadır. Bunun çözümü basittir, çocuk yuvaları sayesinde kadın toplumsal hayatta üretime katılabilir. Sertel ardından tıp tahsili görmek isteyen kadınları ahlaki açıdan üniversitelere almak istemeyenleri eleştiren bir yazı yazar. Dini referans göstererek kadınların uygun olmadığını ya da erkek hastaların kadın doktorlara gitmelerini doğru bulmadığını belirtenlerin fikirlerindeki yanlışlık olduğunu açıklar. Sertel’e göre, dine uygun olmama gibi bir durum yoktur, ahlakçılık yapanların hepsi safsata yapmaktadır. Sertel daha sonra Türk sanatının özgünlüğünü yazar. Vatanı parçalamak isteyenler sadece toprakları değil manevi mirası da parçalama gayretindedirler. Buna izin vermeyeceklerini yazar. Kadınların yaptığı sergilerden, hat sanatından ve sanat adına yapılan binlerce eser ve dernekleri açıklar.
Özetlemek gerekirse, Sertel’in Türk Feminizmi adlı makalesi ve sonrasındaki yazılarında feminizmin ne olduğundan sürekli bahsetmesi, ülkemizde feminizmin de tartışılmaya başlamasını sağlamıştır. Sertel, feminizmin literatüre girmesine büyük katkı sağlamıştır.
Daha sonra, Amerika’da burs imkânı çıkınca eşi ile ABD’ye gitti. Colombia Üniversitesi’nde sosyoloji üzerine lisans eğitimi aldı. Sertel, ABD’de sadece okuluna giden biri olmadı. Oradaki Türklerle irtibata geçti ve Türkiye’deki Çocuk Esirgeme Kurumuna yüksek miktarlarda bağış topladı. 1923 yılında Zekeriya Sertel ve Sabiha Sertel, öğrenimlerini tamamladıkları için tekrar Türkiye’ye döndüler.

Fotoğraf 1: Sabiha-Zekeriya Sertel 1915

1924-1931 yılları arasında Resimli Ay dergisini Zekeriya Sertel ile çıkarttılar. Yazar kadrosunda; Mehmet Rauf, Reşat Nuri, Yusuf Ziya, Yakup Kadri de bulunmaktadır. Sabiha Sertel bu dergide, işçi hakları, kadın sorunları, toplumsal sorunlar üzerine yazılar yazmıştır. Cevat Şakir’in dergide yayımlanan bir yazısı nedeniyle Zekeriya Sertel 3 yıl Sinop’ta kalebentliğe mahkûm edilir. Bunun üzerine Sabiha Sertel dergiyi tek başına yönetir. 1929 yılında Amerikan psikolojisi dergisinden çevirdiği, liderlik psikolojisi üzerine yazdığı yazı olan “Savulun Geliyorum!” yazısından dolayı mahkemeye verilir. Savcı, Sabiha Sertel ve Zekeriya Sertel’i 20 yıla mahkûm etmek istese de mahkeme ikişer ay hapis cezası ile 30’ar lira para cezasına karar verir.


Aynı dönemde Sabiha Sertel, 1924 yılında Cumhuriyet gazetesinde de yazı yazmaya başlar. “Bir Tabak Sofrayı Dağ Gibi Ezdi” yazısı nedeniyle savcılık dava açar. Yazıda Sertel, yoksulluk yüzünden çocuğunu satmak isteyen bir annenin dramını anlatmaktadır (Türkoğlu, 2019). Savcılık, cumhuriyet rejimini tenkit ettiğini ileri sürer. Ancak Sertel yoksulluğun Cumhuriyet’ten önce de olduğunu fakat Cumhuriyet Dönemi’nde bir tabağın bir sofrayı dağ gibi ezmemesi gerektiğini ifade eder. 1929 yılından itibaren Cumhuriyet gazetesinde Cici Anne lakabı ile okuyuculardan gelen mektupları cevaplamaya başlar. Gelen mektuplar sayesinde Sertel, toplumsal sorunlar hakkında çok daha fazla bilgi sahibi olmuştur.
Çocuk eğitimi konusuna da ayrıca eğilen Sertel, 1925 yılında Zekeriya Sertel ile 13 sayılık Sevimli Mecmua adlı dergiyi çıkarır. Çocuklara yönelik bilgilendirici yazılar, oyunlar, bulmacalar içeren dergi döneminin ilkleri arasındadır.


Resimli ay baskılardan dolayı kapanır. Sertel de sosyalist eserleri çevirir. Çevirdiği eserleri okura ulaştırmak için Resimli Herşey adlı haftalık dergiyi çıkarır. Derginin yazar kadrosunda Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Suad Derviş, Nurullah Ataç, Kemal Tahir, Nizameddin Nazif de yer almaktadır. 1935 yılında ilk sayısını çıkartan bu derginin çıktığı yıllar II. Dünya Savaşı’na doğru sürüklenen yıllardır. Bu nedenle dergi savaş karşıtı bir yayın politikası izlemiştir. Resimli Herşey’de diğer dergiler gibi çok okunmasına rağmen baskılar nedeniyle kapatılır. Resimli Herşey’den sonra Sabiha Sertel 1936 yılında Projektör adlı dergiyi çıkarır, ancak dergi ilk sayısından sonra kapatılır. Bunun nedeni, Sertel’in “Mebus Hanımlar Niçin Susuyorsunuz” adlı yazısıdır.


1936 yılından itibaren Sertel Tan Gazetesi’nde Görüşler adlı köşesinde yazılarını yazmaya başlar. Sertel, faşizm ve emperyalizm üzerine yazılarını yazmayı sürdürür. Eşi ile anti-emperyalist mücadelede en ön saflarda yer alır. Ancak, 1940 yılında 3 kez yazı yazmaktan menedilir. Sertel, Tan Gazetesinde iktidara ve muhalefete yönelik eleştiri yazılarını yazmaya 1945 yılında kadar devam eder. 4 Aralık 1945 yılında “Tan Olayı” olarak bilinen olayda Tan Gazetesinin yağmalanması sonucu gazete kapanır. Hükümetin, göz göre göre yağmaya izin vermesine rağmen Serteller suçlu bulunur ve eşi ile üç ay hapis cezasına çarptırılır.

Fotoğraf 3: Tan Gazetesi Davası


Sertel bu dönemde Vladimir Lenin’in Emperyalizm, Kapitalizmin Son Safhasıdır ve Josef Stalin’in Leninizm’in Problemleri adlı eserlerini Türkçeye çevirmiştir. Bununla birlikte, İkinci Dünya Savaşı Tarihi adlı araştırma ile Tevfik Fikret İdeolojisi ve Felsefesi adındaki çalışmalarını da yayınlanmıştır. Ancak, yoğun polis baskısı artık Sertel’in elini kolunu bağlamıştır. 1950 yılında Adnan Menderes iktidara geldiğinde, Sertel ve ailesi ülkeyi terk etmek zorunda kalır. Sabiha Sertel, yurtdışında Paris, Budapeşte, Leipzig, Moskova ve Bakü’de bulunur. Bu süreçte Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) çalışmalarına katılır. Budapeşte’de Türkçe Yayınlar servisinde çalışır. 1953 yılında Budapeşte Radyosu Türk Kısmının şefi olmuştur. Aynı zamanda, TKP Budapeşte Sorumlusu olarak çalışmaya başlamıştır. Ardından Leipzig’e geçerek TKP’nin radyosu olan Bizim Radyo’da çalışmalarına devam etmiştir.


1962 yılında TKP Basın Yayın Komitesi üyeliğine getirilse de o dönemde TKP Genel Sekreteri İsmail Bilen tarafından Sertel kısa bir süre sonra uzaklaştırılmıştır. 1965 yılında Sertel, TKP içi tartışmalara yönelik Merkez Komitesi’ne mektup yazmıştır. Bu mektupta, İsmail Bilen’in ülkedeki gelişmeleri değerlendiremeyen, halktan kopuk ve sekter yönetimini eleştirmiştir.


1963 yılında akciğer kanserine yakalan Sertel, eşi ile Bakü’ye taşınır. Bakü’de Sabiha- Zeki Sertel’in Türk pasaportları ellerinden alınır. Üstelik, Sertel’in ömrünün son yıllarında Türkiye’ye dönme isteği de reddedilir. 1968 yılında, vatanından uzakta 73 yaşında Bakü’de yaşamını yitirir. Ölümünden sonra yayımlanan otobiyografik romanı olan Roman Gibi bir döneme ışık tutar.

Ezgi Kardaşlar

Öncü Kadın GYK Üyesi


Kaynakça:


Sertel, S. (2019). Kadınlığa Dair 100. Yılında Sabiha Sertel’in Büyük Mecmua Yazıları. İstanbul: Sel Yayıncılık.

Toprak, Z. (2016). Türkiye’de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

Türkoğlu, H. S. ( 2019). İkinci Dünya Savaşı Döneminde İlk Kadın Gazeteci Sabiha Sertel. Konya: Eğitim Kitabevi Yayınları.

https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-50387805

Bağlantılar