Sanal vicdan, gerçek linç

4 Temmuz 2022 | Öncü Kadın

Öncü Kadın İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gül Öykü YILMAZ yazdı…

Sadece izlenme ve tıklanma odaklı hareket eden basın-yayın organları ve beğeni sevdalısı sosyal medya kullanıcılarının sayısı, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de artmaktadır. Basın-yayın etiğinden uzak bazı kişiler ve kurumlar, toplumu üzen herhangi bir olay olduğunda anında televizyonlarda ve internette savcı olarak iddianamelerini düzenleyip hâkim olarak mahkemelerini kuruyor. Şüphe duyduğu insanları yargılayıp cezaevlerine gönderiyor, hatta yetmiyor bir de toplumun gözü önünde onları idam ediyorlar. Birkaç saat önce olmuş ve henüz yeterli deliller bulunmamış bir olaydan sonra, acılı ve nefret dolu gözlerle sunulan haberlerde “iddia” kelimesine bile yer verilmiyor. “Canice öldürdü” diyerek bir kişi doğrudan toplumun gözü önünde infaz ediliyor.

Bu örneklerden birinin çok ağır bir sonucu yakın zamanda meydana geldi. Henüz üç aylık olan Elif Ada bebek, ne yazık ki 16 Kasım 2021 tarihinde vefat etmişti. Elif Ada’nın ölümüyle ilgili annesinin basında yer alan ilk beyanları şöyle olmuştu: “…Benden zorla parayı almaya çalıştı. O esnada beni darp ediyordu. Bu sırada sesimizden çocuğumuz uyandı. O uyanınca bir anda bana olan sinirini ona dönüp vurarak çıkardı. Kafasına vurdu. Kaşının orası çizildi ve morardı. Ondan sonra ben darp raporu almak için gittim. Raporu aldım. Bana beyin cerrahisine göndermek için kâğıt verdiler. Bugün için beyin cerrahisine götürecektim. Ama sabah uyandığım zaman öylece cansız yatıyordu. Hiç kıpırdamıyordu. Bir yere çarpmadı, sadece eliyle vurdu. Beyninde bir problem olabilir diye bizi beyin cerrahisine yönlendirdiler. Sabah gidecektik. Gece olduğu için bakacak kimse yok dediler. Ben sabah kalktığım zaman öylece yatıyordu. Daha önce de kızının kolunun kırıldığını, vücudunda sürekli morluklar olduğunu anlatan anne Erol, “Ama ben şimdiye kadar kendisinin yaptığını görmedim. Ben ona bırakıp bir yere gidip geleyim, bir yerlerinde morluk olurdu. Görmediğim için de O yapmamıştır çevrede seven birçok insan olduğu için birisi yapmıştır diye düşündüm. Onu suçlamak istemedim. Son olayda kendi gözümle gördüğüm için artık eminim yani onun yaptığına…”

İNTİHARA YOL AÇTI

Bu beyanlardan sonra basında çıkan haberlerden bazı başlıklar şu şekildedir:

– Antalya’da vahşet! Daha 3 aylıktı… Elif Ada Topçu dövülerek öldürüldü (Hürriyet, 16.11.2021)

– Antalya’da cani baba 3 aylık kızı Elif Ada’yı döverek öldürdü! (Sabah, 16.11.2021)

– Acımasız baba 3 aylık bebeğin kafasına tokat atınca bebek öldü (Yeniçağ, 17.11.2021)

– Tek kelimeyle vahşet! Üç aylık bebeğini döve döve öldürdü (Milliyet, 16.11.2021)

Ortada sadece bir beyan varken baba Mustafa G. hakkında basında, sosyal medyada yargılama gerçekleşmiş; cezası infaz edilmeye başlanmıştır. Çok takipçili hesaplar doğrudan kendisini hedef göstermiş, tutuklama ve hatta hukukumuzda yeri olmamasına rağmen idam talepleri yükselmiştir. Annenin bu beyanları üzerine baba tutuklanır, cezaevine gönderilir. Avukatının beyanlarına göre hem toplumdan hem de cezaevinde gördüğü psikolojik ve fiziksel şiddet nedeniyle artık dayanamaz ve 18.12.2021 tarihinde cezaevinde intihar eder. Mustafa G.’nin ölümünden sonra Twitter’daki bazı gönderiler şöyledir:

Yukarıdaki örneklerden de görüleceği üzere baba Mustafa G.’nin ölümü üzerine nefret ile karışık sevinç çığlıkları atılmaktadır. Ortada henüz bir otopsi raporu dahi yokken katil olmakla suçlanan baba, küçük bebeğin ölümünden sadece bir ay sonra intihar etmiştir. 3 Haziran 2022 günü çıkan haberlerde ise Elif Ada bebeğin otopsi raporunun Adli Tıp Kurumundan geldiği, rapora göre ölümün darp veya zehirlenme nedeniyle olmadığı, tanısı konulamayan hastalıktan kaynaklandığı belirtildi. Mustafa G.’nin avukatı yaptığı açıklamada “Müvekkilim en baştan itibaren suçsuz olduğunu dile getirmiştir.  Otopsi raporu, müvekkilin suçsuz olduğunun en büyük kanıtı. Bu rapor ile birlikte ailenin acısı bir nebze olsun hafiflemiştir” demiştir. Elif Ada bebeğin babası Mustafa G. gittikçe artan sosyal linç kültürünün ve yargısız infazların bir kurbanı olmuştur.

MASUMİYET KARİNESİ

Masumiyet karinesi kavramı ilk defa ve açıkça 1789 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nde tutuklulukla ilişkili olarak “Her insan, suçlu olduğu bildirilinceye kadar suçsuz sayılacağından, onun tutulması gerekli görüldüğü zaman, kendisini elde tutmak için gereken sıkılıktan artık bir sertlik yasayla ciddi biçimde cezalandırılmalıdır” şeklinde yer almıştır. Hukuk devletinin doğal bir sonucu olan masumiyet (suçsuzluk) karinesi, insana saygı düşüncesinin bir sonucudur.

Eski dönemlerde dünyanın birçok yerinde masumiyet karinesi yerine “suçluluk karinesi” benimsenirken Osmanlı ve Türk hukukunun özünde geçmiş dönemlerden bu yana “masumiyet (suçsuzluk) karinesi” benimsenmiştir. Masumiyet karinesi, Anayasamızın 38/4 maddesinde “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.”  hükmü ile tanımlanmıştır. Anayasa Mahkemesi kararlarında masumiyet karinesi “suç isnadı altında olan kişinin suçluluğu mahkeme kararıyla kesinleşinceye kadar suçsuz kabul edilmesi” olarak değerlendirilmektedir. Cumhuriyet döneminden önce dahi Mecelle-i Ahkam-ı Adliye’nin 8. maddesinde, bir kimsenin suçluluğu kanıtlanmadıkça suçsuzluğunun asıl olduğunu benimseyen “Beraat-i zimmet asıldır” ifadesi kural olarak temel alınmıştır.

Anayasamız ile temel bir dayanağa ulaşan masumiyet karinesi, hukuki olarak gerekli olduğu kadar sosyal olarak da benimsenmesi gereken temel değerlerimizdendir. Mustafa G.’nin ölümü üzerinden de görüleceği üzere ne yazık ki bazı zamanlarda bu kuralın uygulanmasında eksik ve yanlış hareket etmekteyiz. Özellikle sosyal medya üzerinden de rahatlıkla yürütülen ve bir anda çok sayıda destek bulan karalama kampanyaları birçok insanın da hayatını canice mahvetmektedir. Bir yandan da bireysel olarak ne kadar duyarlı olduğunu gösterme çabası, saldırı oklarının oluşmasının da temelini yaratmaktadır. Bir kısım insanın bilinçli olarak kurbanları hedef aldığı oklar, diğer insanların da ne kadar duyarlı olduğunu gösterme çabasıyla birleşerek umulmaz sonuçlara neden oluyor. Gerçeklikten ve bilimden uzaklaştığımız her olayda, Engizisyon Mahkemelerini kurup cadı avına çıkıyor, yakaladığımız kişileri cadı kazanlarına atıp yakıyoruz. 

“Çamur at, izi kalsın” anlayışıyla her zaman bir suçlu arayışında olma çabası, yazılan iletilerle kendine kahramanlık yaratma içgüdüsü bireysel olarak hiçbir yarar sağlamadığı gibi toplumu da derinden yaralayan sonuçlara yol açabilmektedir. Bunun için masumiyet karinesini de vatandaşlar olarak sosyal hayatımızda da benimsemeli, yargısız infazlardan kaçınmalı, yargı organlarını da baskı altına almadan özgürce karar vermelerini sağlamalıyız. Böylece insanı insana düşman eden linç kültürünün de bir parçası olmaz; hatta insanları da bu yönde uyarıp, iyileştirip ve dönüştürüp, bugün attığımız okların yarın bizi hedef almasının da önüne geçmiş oluruz.

Bağlantılar