Yoksulluk nafakası ile ilgili mevcut düzenlemeyi bir önceki yazımızda işlemiştik. Adalet Bakanlığı’nın iki yıl alt, altı yıl üst sınır önerdiği yoksulluk nafakası “süresiz nafaka” adıyla tartışılıyor. İki görüş var. Birincisi, mevcut düzenlemenin mağduriyetlere yol açtığı iddiasıyla değişiklik talep ediyor. İkinci görüş ise, nafaka düzenlemesinde yapılacak değişikliğin kadın aleyhine olacağını ve yeni bir düzenlemeye ihtiyaç olmadığını savunuyor.

Nafaka karşıtı örgütlenmelerin temel iddiaları şu şekilde:

  • Süresiz nafaka kadını kayıt dışı çalışmaya ve nikâhsız birlikteliklere sevk ediyor.
  • Uçuk rakamlarla nafaka bağlanıyor ve nafaka zenginleşme yolu haline geliyor.
  • İki ay evli kaldığı kadına ömür boyu nafaka ödeyenler var.
  • Sistem kadına velayet, nafaka garantisi veriyor, boşanma cazipleşiyor.
  • Devlet yükü erkeğin omzuna yıkarak sosyal devlet olma işlevini yerine getirmiyor.
  • Yasalar bir kadını ihya ederken (eski eş), diğer kadını (yeni eş) mağdur ediyor.
  • Hukuki olarak biten bir evlilik ekonomik ve psikolojik olarak bitmiyor.

Nafaka düzenlemesinde değişikliğe ihtiyaç olmadığını savunanlar ise şunları söylüyor:

  • Yoksulluk nafakasında eşler arasında cinsiyet ayrımı yoktur. Erkek de kadından isteyebilir. Genel olarak kadınlara verilmesinin nedeni kadının ekonomik olarak güçsüz bırakılmasıdır.
  • Kanunumuzda yoksulluk nafakasının kendiliğinden sona ermesi, azaltılması ve kaldırılması zaten düzenlenmiştir.
  • Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde “süresiz olarak” ibaresine yer verilmesinin amacı; boşanmadan dolayı yoksulluğa düşecek olan eşin diğer eş tarafından, şartları bulunduğu sürece, ekonomik yönden desteklenmesidir.
  • Evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğinde olan yoksulluk nafakasının özünde ahlaki değerler ve sosyal dayanışma düşüncesi yer almaktadır.
  • Nafaka miktarları, evlilik süreleri, mağdur sayıları üzerinden yürüyen kampanyalar genel gerçeklikle bağdaşmamaktadır.
  • Yoksulluk nafakasının amacı nafaka alacaklısını zenginleştirmek değildir. Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen eşin asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanması düşünülmüştür. Nafaka talep eden eşin yoksulluğa düşecek olması koşulunun yanı sıra diğer tarafın nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması gerekir.
  • Yapılacak değişiklik, kadını şiddet gördüğü ve mutsuz bir evliliğe mahkûm edebilir, boşanma hakkının önüne geçebilir.
  • Küçük çocukların bakımının çalışmayı engelliyor olması, uzun süren evlilikte geleneksel işbölümü yapılmış olması nedeniyle kadının çalışmamış olması, bir hastalık ya da sakatlığın çalışmayı imkânsız hale getirmesi, eşin çalışabilmesi için uzun sürebilecek bir eğitimden geçmesinin gerekmesi gibi hallerde diğer eş yoksulluk nafakası ödemekle yükümlüdür. Mevcut düzenleme bu hususların tamamını dikkate alarak hakkaniyetli bir karar verebilmesi için Aile Hâkimine geniş bir takdir yetkisi sağlamaktadır.
  • Yasal düzenlemeler ile ortaya konmuş temel ilkeler çerçevesinde her ilişkinin ve ailenin içinde bulunduğu özel koşullara göre bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

Nafaka Çalıştaylarına giderken mevcut düzenleme ve tartışmalar hakkında genel bir çerçeve çizmiş olduk. Çalıştayların ardından Öncü Kadın’ın sonuç bildirgesiyle nafaka konusunu toparlayacak, yol haritamızı aktaracağız. Şimdi, kadın mücadelesinin odaklanması gereken başlıklardan birine geçmek istiyoruz.

KADIN ÜNİVERSİTELERİNE KARŞI YENİDEN VE DAHA GÜÇLÜ MÜCADELE

Hükümetin kadın üniversitesi ısrarı devam ediyor. 2019 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Japonya ziyareti sonrası gündeme getirdiği kadın üniversiteleri 2021 Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’na girdi. Programa yansıyan vurgulardan inceleme aşamasının tamamlanmadığı anlaşılıyor. Kadın üniversiteleri girişiminin hangi ihtiyaçtan kaynaklandığı net olarak belirtilmiyor.

Kadın üniversiteleri tartışılmaya başlar başlamaz ilk açıklamayı yaparak böyle bir girişimin Türkiye için çıkmaz olduğunu söylemiştik. Çıkmazdır çünkü ayrı üniversite eğitimi çalışma hayatının ve toplumsal düzenin de buna göre yeniden şekillendirilmesi demektir. Önerilen şey kadın üniversitesi değil kadın kafesidir.

Atatürk Devrimleri ile aydınlanmış Türkiye’de kadına ayrı eğitim alanı açmanın hiçbir gerekçesi bulunmuyor. Karma eğitime geçeli çok oldu, kadın üniversitelerine ihtiyacımız yok. Üstelik “ilham kaynağımız” olan Japonya’da bile bu üniversitelerin durumu hiç iyi değil. Kadın Üniversiteleri 1900’lü yılların başında Japonya’da karma üniversite teklifinin kabul görmemesi nedeniyle, kadınların da yükseköğrenim alabilmesi için kurulmuş, sonrasında ise karma yükseköğretim kurumları açılmıştır. Japonya’daki 800’ün üzerindeki üniversitenin 80’i kadın üniversitesi. Ülkedeki kadın üniversiteleri daha çok geleneksel olarak kadına atfedilen alanlarda eğitim veriyor. Bunun yanı sıra; sağlık bilimleri, sosyal bilimler, dil bilimleri gibi dersler de var. Yani bu model kadınları belirli meslek alanlarına hapsetme potansiyeli taşıyor. Japonya’nın en eski kadın üniversitesi, başarı sıralamasında Dünyadaki ilk 1000 üniversite arasında bile yer almıyor. Japonya’nın en iyi ilk 10 üniversitesi içinde de kadın üniversitesi bulunmuyor. Başarısızlık Japonya ile sınırlı değil. Dünyanın en iyi 100 üniversitesi içinde kadın üniversitesi yok. Kadın üniversiteleri aynı zamanda terk edilmekte olan bir model. ABD’de 1960’larda 280 kadın üniversitesi eğitim veriyorken 2018’de bu sayı 34’e düşmüş. O halde bu örneğin peşinden niye koşuyoruz? 

Kadın üniversitesi ısrarı boş binalar dikme ısrarıdır. Türk kadını kendisini izole eden, hayatla ve insanlarla bağlarını koparan, dolayısıyla gelişmesini engelleyen bu üniversitelere itibar etmeyecektir. Bu yanlıştan dönülmelidir. Kadın Üniversitelerini açtırmamak için mücadelemiz büyüyerek devam edecektir.

Bağlantılar